Fidye yazılımı bir işletmeye bulaştığında yaptığı şey basit ama yıkıcı: bütün dosyalarınızı şifreliyor ve geri vermek için para istiyor. Bu noktada elinizi güçlendiren tek şey, ne kadar iyi bir güvenlik duvarınız olduğu değil — geri dönebileceğiniz sağlam bir yedeğinizin olup olmadığı. Yedek, saldırı sonrası masada sizin en güçlü kozunuz.
Yedek almak yetmiyor, doğru yedek almak gerekiyor
Pek çok işletme «yedeğimiz var» diyor ama o yedek çoğu zaman aynı sunucuda ya da sürekli bağlı bir diskte duruyor. Sorun şu: fidye yazılımı bulaştığında erişebildiği her şeyi şifreliyor ve buna o bağlı yedek de dahil. Yani yanlış konumlanmış bir yedek, tam da ihtiyaç duyduğunuz an sizinle birlikte kilitleniyor.
3-2-1 kuralı
Yedeklemede yıllardır geçerliliğini koruyan basit bir pusula var: verinizin en az üç kopyası olsun, bunlar iki farklı ortamda (mesela hem yerel diskte hem de bulutta) saklansın ve en az bir kopya tamamen ayrı bir yerde, çevrimdışı ya da değiştirilemez biçimde tutulsun. Bu son kopya kritik, çünkü sisteminizin geri kalanı şifrelense bile ona el uzatılamıyor ve sizi sıfırdan başlamaktan kurtarıyor.
Test edilmeyen yedek, alınmamış yedek demek
Bir yedeğin gerçekten işe yrayıp yaramadığını, ancak geri yüklemeyi denediğinizde anlarsınız. En kötü sürpriz, bir felaket anında yedeğin bozuk ya da eksik olduğunu fark etmek. Bu yüzden yedekleri düzenli aralıklarla geri yükleyip test etmek, yedek almak kadar önemli; kağıt üzerinde var olan ama açılmayan bir yedeğin hiçbir değeri yok.
Sonuç
Doğru kurgulanmış bir yedekleme, fidye yazılımını bir felaket olmaktan çıkarıp yönetilebilir bir aksiliğe dönüştürüyor; saldırgan dosyalarınızı kilitlese bile siz temiz bir kopyadan işinize kaldığınız yerden devam ediyorsunuz. Yesis Bilişim olarak işletmeniz için 3-2-1 mantığında, çevrimdışı ve düzenli test edilen bir yedekleme düzeni kuruyoruz — böylece en kötü senaryoda bile verinizin ve işinizin güvende kalmasını sağlıyoruz.